EVET ÖĞRETMEN OLMAK ÇOK KOLAY

 

Sene sonu geldi. Okulun o uğultulu koridorları birden boşaldı. Çoğu insan için neşeli bir tatil coşkusu başladı başlamasına ama benim üzerimden bir kamyon geçmiş gibi hissediyorum. Evdeyim, mutlak bir sessizliğin içinde oturuyorum, kıpırdamadan. Kimse bana bir soru sormasın, kimse benden bir cevap beklemesin istiyorum. Beynimin içinde hâlâ yüzlerce çocuk sesi uğulduyor. Dışarıdan bakanlar için altı üstü üç ay tatili olan, günde birkaç saat derse girip çıkan şanslı azınlığız, değil mi? EVET ÖĞRETMEN OLMAK ÇOK KOLAY.

 

Günün herhangi bir saatinde posta kutunuza düşen "Hocam, ödevimi yanıma almamışım buradan göndermeniz mümkün mü?" gibi bir mesajı okumak artık çok sıradan. "Hocam, proje ödevinde şunu şöyle bunu böyle yaptık, bunu böyle koyduk, şu da şöyle, tamam değil mi?" diye sizden her an birşeyleri kontrol etmeniz, neden öyle olduğunu izah etmeniz, ikna etmeniz, olur da bir hata/kusur olursa bunun karşı taraftan değil de sizden olduğunu sonuna kadar savunacak bir güruha karşı her an tetikte ve donanımlı olmalısınız. Hele ki eğitimi satın alınabilir bir meta gibi gören bazı zihniyetlere nezaket ve sınır öğretmeye çalışmak konularına hiç girmiyorum.  EVET ÖĞRETMEN OLMAK ÇOK KOLAY.

 

Sürekli değişen, dönüşen müfredatımız ve buna bilişsel ve davranışsal boyutta hazır olmayan öğrenciler…Her yıl değişen konu kazanımları, buna bağlı olarak yeniden hazırlanan ders notları, günlük, haftalık, yıllık planlar.  Ödevler, ödev kontrol yöntemleri, ödev yükleme platformları ve beraberinde durmadan veri girişiyle dağ gibi büyüyen dijital ölçme ve değerlendirme alanları. Ön test, son test değerlendirmeleriniz, sonrasında her bir öğrenci için takip edip güncel olmasına öncelik verdiğiniz önleme müdahale dosyaları.

 

 Tabii bir de işin mutfağında sürekli boğuştuğumuz modern dünyanın bürokratik canavarları... Biz bu mesleğe ÖSS ve ÖYS süreçlerinden geçerek geldik; sistem belliydi.  Ama şimdilerde okullarda adeta bir "üç harfliler" istilası yaşanıyor. BEP(Bireysel Eğitim Programı), ZEP (Zenginleştirilmiş Eğitim Programı), bir yanda ADP (Akademik Destek Programı), diğer yanda SED (Sosyal Etkinlik Dersi). HBU (Hazırbulunuşluk Uygulamaları) ile güne başlayıp,  gün içinde K12, UBD, TOD, ATC, ETP, ETZ, SÖS, SDÖ ve hepsinden öte TYMM (dört harfli:) derken kendinizi bir şifre kırma merkezinde gibi hissediyoruz. Hele o LGS stresi zaten ömürden ömür götürüyor. Eğitim kalitesini harfleri yan yana getirerek artıracağını sanan bu sistemde, bizden her gün yeni bir mucize yaratmamız bekleniyor. Ama sorsan, altı üstü iki evrak imzalayıp çıkıyoruz. EVET ÖĞRETMEN OLMAK ÇOK KOLAY.

 

Biz tüm bunlarla patlamaya hazır bir bomba iken kapıdan içeri giren öğrenci ise bambaşka bir dünyadan sesleniyor. Karşınızda her şeye tek bir tıkla ulaşmaya alışmış, doyumsuz, tüketim çılgını yeni nesil... Önlerindeki o uçsuz bucaksız bilgi okyanusu zerre ilgilerini çekmiyor; akılları beş saniyelik sosyal medya videolarında, anlık eğlencelerde. Dikkatlerini çekebilmek için ya despot, duygusuz bir mizaç sergilemelisiniz ya da bir stand-up sanatçısı gibi ilgiyi üzerinize çekmelisiniz, çoğu zaman bir sihirbaz gibi şaşırtmaya çalışmalı,her seferinde A,B,C planlarına yönelmeli, esnek olmalısınız. Yoksa ya kırılırsınız ya da parçalanırsınız. Bir zamanlar meşe ağacı olmaktı aslolan, ama bugün heybetiyle "gücü" temsil etse de sertliği nedeniyle fırtınalarda kırılabilir. Bambu olmak gerekiyor artık, fırtınada esner, yere kadar eğilir ama kırılmaz; fırtına dinince yeniden dimdik ayağa kalkar. Dedim ya, her şeyden sıkılıyorlar, sürekli  "Hocam çok sıkıcııı!" , "Hocam öteki ders ne yapacağız?" soruyorlar. Sınır tanımamayı özgürlük sanan, ikna olmamak için yemin etmiş gibi direnen bir kitleye, hayatın sadece eğlenceden ibaret olmadığını anlatmak için her gün ruhunuzdan bir parça eksiliyor. Sizler evde bir, iki bilemedin üç evladınızla gün geliyor darlanıyorsunuz, biz her gün en az 20 kişilik sınıflarda çarpı 4 kabaca 80 öğrenciyle ve ondan sorumlu herkesle bir aradayız. Sabah 8.00’de dükkanı açıyoruz ama hiç kapatmıyoruz. Kapı her daim açık, zihniniz hep aktif, beyin eylülden haziran ayı sonuna hiç derin uykuya dalmıyor. Okul dönemi içinde deniz olan veya yüzdüğüm bir rüya senede bir veya iki defa görürüm. Uykumda bile ya okulda ya da sınıftayımdır. Bir "problem" çözüyorumdur. EVET ÖĞRETMEN OLMAK ÇOK KOLAY.

 

 


Bu durumu, kaleme aldığım
"Ama Öğretmenim" kitabımdaki kahramanım Ali’ye benzetiyorum biraz. Tıpkı bugünün çocukları gibi Ali de sürekli arkasına yaslanıp o meşhur soruyu sorup duruyordu bana: "Ama öğretmenim, bu konu hayatta benim ne işime yarayacak?" İşte tam bu noktada, o direnci kırmak için bir öğretmen refleksiyle Ali ve arkadaşlarına hayatın içindeki matematiği keşfedecekleri bir proje ödevi vermiştim. Gerçek hayatta da her gün, her sınıfta Ali’lerin o "bu ne işe yarayacak" duvarını yıkmak, onlara hayatın tam da kendisini göstermek için bitmek bilmeyen bir ödevin içindeyiz aslında. Ama dışarıdan bakanlara göre sadece "ders anlatıyoruz". EVET ÖĞRETMEN OLMAK ÇOK KOLAY.

AMA ÖĞRETMENİM, KIRMIZI KEDİ ÇOCUK YAYINEVİ, Mart 2026


Tüm bunlara rağmen 28 yıl bitti. Her ne yaşanırsa yaşansın o tükeniş anlarının birinde, "İyi ki varsınız hocam" notu çıkıyor karşına. Bir mesaj geliyor bir yerden, masana bir minik kağıt bırakılıyor. Biri koşup gelip sebepsizce sarılıyor. Yıllar önce mezun ettiğin, şimdi koca bir yetişkin olmuş bir öğrencin ulaşıyor sana…  Sınıfta arkalarda oturan, hayata küsmüş bir çocuğun gözünde o ilk öğrenme kıvılcımının çaktığını, sana sevgiyle sığındığını görüyorsun. Asla satın alınamayacak o saf sevgi bağı var ya; işte o olmasa bu iş olmaz. İnsanlar uzaktan bakıp sadece bu kutsal ışığı, bu tatlı anları görüyor ve özeniyor işte. O yüzden her defasında aynı cümleyi kuruyorlar, ben de diyorum: EVET ÖĞRETMEN OLMAK ÇOK KOLAY.

 

Dile getirdiğim tüm bu yorgunluğa rağmen, içimdeki o üretme ve çocuklara dokunma aşkı çok şükür hiç bitmedi. Yakın dönemde okurlarla buluşacak olan, yinyang felsefesinden esinlendiğim "Siyah ve Beyaz" isimli yeni kitabımda da tam olarak bu hayatın dengesinden, ışıkla karanlığın, sessizlikle sesin o gizemli uyumundan bahsettim. Kitabın kahramanları Siyah ve Beyaz adlı iki kedinin zıtlıklar içindeki yolculuğu, tıpkı bizim meslek hayatımız gibi geometrinin, altın oranın ve doğanın o görünmeyen armonisiyle örülü. Ve bu macera, keşif ve öğrenmenin kalbinde, Şirince Matematik Köyü'nde tamamlanıyor.

Aslında biz öğretmenler de her gün sınıflarımızda, okullarımızda tam olarak bu dengeyi kurmaya, zıtlıkları bir uyuma dönüştürmeye çalışıyoruz. EVET ÖĞRETMEN OLMAK ÇOK KOLAY.

 

Dün okulun son genel kurul toplantısında yöneticimin paylaştığı o dizeler, tam da bu yüzden içime işledi: Turgut Uyar’ın "Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiir"i... Onca yıl boyunca o incecik telin üzerinde o kutsal "dengeyi" korumaya çalıştım. Şimdi önümde 29 ve 30. yıllarım var. Onları da hakkıyla yürüyüp, sonra o telden yavaşça inmek, biraz durmak ve önümü görmek istiyorum. Ama tam şu an, sene sonunun bu kör edici yorgunluğunda, her yerde sessizliği ararken, içimde birikenleri bir tarafa bırakıp  şairin o muazzam dizelerini yeniden hatırlamak istiyorum:

 

"Sizin alınız al inandım

Morunuz mor inandım

Tanrınız büyük âmenna

Şiiriniz adamakıllı şiir

Dumanı da caba

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız (...

Siz ne derseniz deyiniz

Benim bir gizli bildiğim var

Sizin alınız al inandım

Sizin morunuz mor inandım

Ben tam dünyaya göre

Ben tam kendime göre

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız"

 

Evet... Kimseler dengemizi bozmasın artık, çünkü dışarıdan bakınca altı üstü bir cambazlık bizimkisi... EVET ÖĞRETMEN OLMAK ÇOK KOLAY.

 

3 Temmuz 2026












Yorumlar

Popüler Yayınlar